Genetik Bozukluklar


Kalıtsal ( doğuştan ) genetik bozuklukları olan erkeklerde, infertilite ( kısırlık ) yapan sperm üretim bozukluğu söz konusu olabilir. Bu hasta grubu genellikle “ azospermi ” denilen sperm testinde gebelik sağlayabilecek hücrelere sahip olmayan erkeklerdir. Azospermi veya şiddetli oligozoospermide ( düşük sperm sayısı ) % 7 – 20 oranında genetik bozukluklar görülür. Erkek kısırlığı sorunu yaşayan çiftlerin, yardımcı üreme teknikleri ( tüp bebek, ICSI ) ile bebek sahibi olma durumlarında, infertil erkeğin taşıdığı mutasyon ( genetik bozukluk ) doğacak erkek çocuklarına da aynen taşınacağından bu bireylerin de infertil ( kısır ) olma olasılığı vardır. Ancak infertil bireyin spermlerinde hücre mozaisizmi ( genetik olarak anormal yanında normal hücrelerinde bulunması ) bulu­nuyor ise, doğacak erkek bireyler fertil ( doğurgan ) olabilmektedir. Normalde insan kromozomlarında cinsiyet karakterlerimizi X veya Y geni belirler. Bireyin genetik şifresi 46 XX ise dişi, 46 XY ise erkek olarak doğar. Erkelerde Mutasyonların Y kromozomu üzerinde olması sebebi ile in­fertil bireylerin sahip olacağı kız çocuklar için infertilite riski oluşmamaktadır. Azospermi ve şiddetli oligozoospermide ortaya çıkabilecek genetik bozukluklar sıklıkla Y delesyonu, klinefelter sendromu ve kistik fibrosiz gen mutasyonlarıdır.

KLINEFELTER SENDROMU :

Klinefelter sendromunda birey 47 XXY erkeklerdir. Yani genetik olarak bir X geni fazladır. Yaklaşık 600 doğumda bir, azospermi olan erkeklerin % 14’ ünde görülür. Bu genetik anormallik beraberinde bir takım problemler getirir. Bu hastalar erkek görünümü ile beraber küçük sert testisler, kadın tipi meme ve kalça yapısı, FSH ve LH gibi beyin hormonlarında yükselme ve azospermi ( sperm testinde hücre bulunmaması ) ile karakterlidir. Testesteron seviyeleri düşük veya normal olabilir. Önükoid vücut yapısı denilen kol bacak ve gövde oranlarında anormallik, dar omuzlar, kadın tipi vücut yağ dağılımı, bazen zeka geriliği ve psikolojik bozukluklar olabilir. Bu hastalar genellikle tipik olarak azospermiktir ve doğal yolla çocuk sahibi olamazlar. Ancak testislerden sperm elde etme yöntemi yani TESE/mikroTESE ile sperm bulunabilirse tüp bebek, mikroenjeksiyon yöntemi ile çocuk sahibi olabilirler. Testislerden sperm bulma oranları % 20 – 60 arasında değişmektedir. Böyle hastalarda testislerden alınan spermlerin kullanılması, bu bozukluğun doğacak çocuğa da geçebilme endişesini taşımaktadır. Yapılan çalışmalarda Klinefelter sendromlu hastaların sperm hücrelerinin genetik yapısının incelemesinde anormal olma prevelansının arttığı ortaya konmuştur. Ancak ilginç olarak, buna rağmen spermlerin çoğunun kromozomal yapısının normal olduğu bulunmuştur ki, buda normal genetik karyotip taşıyan canlı doğumların varlığını izah eder. Bu anlamda Klinefelter sendromlu hastalara tüp bebek öncesi genetik danışmanlık önerilmelidir.

Y MikroDELESYONU :

Erkekler genetik olarak XY kromozomludur. Bu cinsiyet geninin bir parçası olan ve erkek olmamızı sağlayan Y kromozomunun belirli bölgesindeki delesyon denilen genetik kopukluklar erkeklerde kısırlık ile ilişkilidir. Kısırlık ile ilişkili bölgelerden bazıları SRY, AFZa, AZFb, AZFc gibi bölgelerdir. Klinik anlamda en sık Y delesyonu olarak baktığımız bu durumun azospermi olan hastalarda değerlendirilmesi önemlidir. Azospermi olan erkeklerin çocuk sahibi olmaları için öncelikle testislerinden sperm elde etmek gerekir. Sperm elde etme yöntemleri öncesi bu durumun bakılması sperm bulma öngörsünde bulunması açısından önemlidir. Ne yazık ki, çoğu kez hastalar araştırılmadan direkt üremeye yardımcı tekniklere, özellikle Tüp Bebek / ICSI’ ye alınmakta, tanısal amaçlı testler yapılmamaktadır. TESE /mikroTESE yönteminin invaziv bir girişim olması ve bazı olası yan etkileri dikkate alındığında, ayrıca özellikle non-obstrüktif azoospermi olgularında genel olarak sperm elde etme oranlarının da %50 civarında olduğu düşünülürse, erkeğin klinik muayenesinin yanısıra temel araştırma testlerinin de yapılmasının, daha kanıta dayalı tedavi olanağı vereceği mutlaktır. Y kromozom mikrodelesyonları spermatogenetik yetmezlik olgularının önemli bir nedenidir. Y delesyonlarının sıklığı idiyopatik azospermi olgularında %15-20, şiddetli idiyopatik oligozoospermi olgularında ise %7-10 olarak bulunmuştur. AZFa delesyonları çok nadir olup, Sertoli cell only sendromu tip I ile birlikte görülür. bu hastalarda cryoTESE, mikroTESE önerilmemektedir. AZFa bölgelerini içine alan kombine delesyonlarda da ( AZFa+b+c) testiküler spermatozoaların total yokluğu söz konusudur. AZFb delesyonlarının prognozu da oldukça kötüdür. AZFb delesyonu gelen olgularda mayoz sırasında veya daha öncesinde spermatogenezde arrest gelişmektedir. Komplet AZFb delesyonlarında matür spermatozoa bulmak olanaksız gibidir. Her ne kadar tanısal amaçlı biyopsilerde veya TESE sırasında bulunan yuvarlak spermatidler ICSI amaçlı kullanılabilirlerse de, başarı sonuçları oldukça düşüktür. O nedenle, komplet AZFb delesyonu saptanan olguların daha invaziv cryoTESE uygulaması yerine tanısal amaçlı biyopsiye alınmaları daha uygun olacaktır. Eğer biyopsi sonucu spermatosit arresti gelirse, hastaya cryoTESE yada TESE/ICSI tavsiye edilmemelidir. AZFa içermeyen kombine AZFb delesyonlarında ( AZFb+c ) durum daha pozitif yönde değişkendir. AZFc delesyonlarında da azospermi bulunabilir.  AZFc bölgesi delesyonlarının durumu ise biraz farklıdır. AZFc delesyonları genellikle hipospermatogenez ya da Sertoli cell only sendromu tip II’ye eşlik eder. Sertoli cell only sendromu tip II’de multipl biyopsiler alındığında normal spermatogenez gösteren izole adacıkların bulunabileceği bilinmektedir. Bu nedenle, AZFc delesyonlu olgularda TESE/ICSI uygulanması daha doğru olur. Tek başına AZFc delesyonlarında %50 olguda matür spermatozoa bulunmaktadır. Ancak Y kromozomunun aynı bölgesinde meydana gelen mikro­delesyonlar aile bireylerini faklı etkileyebilmektedir. Mikro­delesyonu taşıyan baba fertil iken, oğlu infertil olabilmek­tedir. AZFc mikrodelesyonu taşıyan bireylerin çocukları 45X/46XY veya 45X olma riski taşıdığından, bu bireyler için üremeye yardımcı teknik öncesi genetik tanı (PGD) ya da prenatal tanı öne­rilmektedir

KİSTİK FİBROZİS GEN MUTASYONU :

Kistik fibrosiz, vücudumuzun salgı bezlerini etkileyen kalıtsal bir hastalıktır. Akciğerler, bağısaklar, ter bezleri gibi organların ürettiği salgılar akışkanlığını kaybetmiştir. Bundan dolayı başta akciğer problemleri, broşit, zatürre olmak üzere çeşitli organ fonksiyon bozukluğuna sebeb olur. Bu kronik hastalığı olanlar genellikle 30 – 33 yaşına kadar yaşarlar. Bu anlamda önemli, tedavisi sorunlu bir hastalıktır. Doğuştan sperm kanalları olmayan ( bilateral vaz agenezisi ) azospermili erkek hastalarda bu testin yapılması önemlidir. Erkekte bu durumun müspet sonuçlanmasıyla mutlaka eşine de bakılmalıdır. Çünki bu çiftlerden oluşan gebeliklerde % 25 oranında kistik fibrozisli bebek doğma ihtimali vardır. Bu anlamda genetik danışmanlık açısından hasta değerlendirilmelidir.